Çocuğumu 3 günde 3 dk. özledim
Bir dönüşüm içindeyim... geçtiğimiz hafta sonu çocuğumu babasına bırakıp tatil yaparken, çeşitli zamanlarda duydum "özledin ama di mi?" Özledim ama sadece 1 dk... 3 günde toplam 3 dk. düşündüm çocuğumu, ne kötü bir anneyim ben! gerçekten bak, 3 gün için sadece gamze olmak harika bir histi... gülümsedim mis kokusu burnuma gelince ama o kadar... o an, orada tek başıma olmak, sigara üstüne sigara içmek, güneşlenmek, susmak, cevap vermemek... çünkü kendimi daha çok özlemiştim, arkadaşlarımı da... buna ihtiyacım vardı... Kız kıza tatile yani, tadı başkadır... kıkırdarsın, dertleşirsin, dağıtırsın, anlatırsın da anlatırsın... farklıdır işte.
Tatile çıktığımı duyan 10 kişiden 5'i telefon edip; "nasıl bıraktın?" "nasıl dayanacaksın?" "gözün arkada değil mi?" diyerek; içimdeki en rahat noktaya, vicdanıma çomak sokmaktan bıkmadılar. Tabi ki bırakıcaktım, babasında çocuğum! kendimden sonra en çok güveneceğim insanda!
Bir kadının çocuğunu babasına bırakıp, 3 gün bir yere kaçması ne zaman vicdan azabı duyulacak bir şey oldu?
Bihter'in Behlül'e ölmeden o son dakikalarında bakıp dediği gibi "ya beni bihterini?" peki ya ben n'olucam?
İşte mesele tam da burada başlıyor; anne olduğumuz andan beri, hatta hamileyken bile, çevremizden sürekli, çocuğun bakımıyla sanki sadece anne sorumluymuş gibi, sadece anneye bağlıymış ve öyle olması gerekiyormuş gibi cümleler duyuyoruz. Bu sorunlu bağlanma ve bizim geçmişimizden gelen kendini adama içgüdüsü yakamıza bir yapışıyor ki, etraf kendini unutan mutsuz kadınlar çoğalıyor.
Çocuğumun bana bağımlı hale gelmesini istiyor muyum? bu soruyu kendine sorsana bi ? Bizim gibi toplulukçu-feminen toplumlarda kadın rolü, kendini adamakla güçlenir, vücud bulur adeta... Madalyadır tüm yükü üstlenmek, ne kadar yorulduğunla, aynı anda ne kadar çok iş yapışınla övünmektir. Halbuki hayat, akışına bırakıp, görev edinmediğinde, adeta hiçlikle baş başa kaldığında güzelleşiyor. Çocuğun yine senin, sevgilin yine senin oluyor...
Bir insan yetiştirirken, onları özgür bırakmaktan bahsediyoruz hep, ama en çok kendi benliğimiz omuzlarından inmiyor çocukların... bir yerlerinden mümkünse vicdanlarından bize bağlansınlar istiyoruz. çok iki yüzlüce, "ama ben senin için..." ile başlayan cümleler kurma hayali, "O'nun için kendinden vazgeçmeyi bir takdirname, boynunda madalya sanma hali belki de...
Biz insanlar son derece oyunbaz yaratıklarız. Kendimizi yeniden yaratma çabamızın boşa gittiğini, gerçekleştirmeye çalıştığımız düşlerimizin her zaman düş olarak kalacağını fark ettiğimiz anda, şu ''kendini adama'' oyununu oynamaya başlıyoruz hemen.
bu şekilde, hem kendi zavallı hayatımızı biraz daha anlamsızlaştırıyor, hem de kendimizi adadığımız hayatların üzerine bir ''karabasan'' gibi çöküyoruz...
Halbuki birilerine adanmış hayat, geriye dönüp baktığında kendine ait birşey bulamamak gibi.
Hemen demiyorum, ama şu anneliğe alıştığında bi aynada kendine bak, ne istiyorsun?
tatile çık, kendine vakit ayır.. Bırakıcak kimsem yok deme, babası var?? babaya da fırsat ver biraz... tamam kabul; senin 10 sn. de değiştirebildiğin bebek bezini belki o kadar hızlı değiştiremeyebilir ama fırsat vermezsen yapamaz ki! "dur dur sen beceremezsin", "sen ver ben 2 dk. da halledeyim" dersen olmaz ki...
tatile çık, kendine vakit ayır.. Bırakıcak kimsem yok deme, babası var?? babaya da fırsat ver biraz... tamam kabul; senin 10 sn. de değiştirebildiğin bebek bezini belki o kadar hızlı değiştiremeyebilir ama fırsat vermezsen yapamaz ki! "dur dur sen beceremezsin", "sen ver ben 2 dk. da halledeyim" dersen olmaz ki...
Kendine vakit ayırmaktan, eğlenmekten; utanma! ve sakın vicdan yapma, kimsenin de yapmasına izin verme...
Öptüm
Gami
Yorumlar
Yorum Gönder